
Temelleri 33 yıl önce atılan Tire Organize Sanayi Bölgesi, bugün 100’den fazla sanayi tesisine ve 9 bin kişilik istihdamı ile Küçük Menderes Havzası’nda Türkiye’ye örnek bir yerelden kalkınma modeli yarattı. İşlediği tarım ve tarıma dayalı ürünlerden, civar köylerle akıllı su yönetimine kadar kökleri bölgenin toprağının en derinlerine uzanan TOSBİ, 90 bine yakın nüfusu ile küçük bir ilçe olan Tire’de teknik mesleki eğitim seferberliği de başlatarak, bölgeyi uluslararası yatırımcılar ve civar ilçelerde yaşayanlar için çekim merkezi haline getirdi.

Tire Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyet Başkanı ve Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Metin Akdaş, Tekreferans Sanayi Sohbetleri kapsamında Tekreferans.com İmtiyaz Sahibi Erhan Gülenç ve Genel Yayın Yönetmeni Sinan Doğan’a, yerelden uluslararası arenaya çıkan bölgelerinin başarı öyküsünü ve yeni projeleri anlattı. Başarılarının temelinde tarım-sanayi birlikteliğini mükemmel şekilde yakalamanın yattığına değinen Akdaş, su fakiri bölgede çevre ve doğa dostu uygulamalara imza attıklarını söyledi. Akdaş, Köy Enstitüleri’nin 21. Yüzyıl versiyonu olan Sanayi Enstitülerini bölgede uygulayacaklarını da açıkladı.

Türk sanayi şirketlerinin rekabette zorlandığını, sanayisizleşmenin ciddi bir risk olduğunu belirten Metin Akdaş, devletin yatırım iklimini yeniden yeşertmesi için acilen harekete geçmesini istiyor.
ÇOK SEKTÖRLÜ VE KÜMELENME MODELİ
Tire OSB uyguladığı model ile bölgesel bir başarı öyküsü oldu. Bölgenin kuruluş tarihi olan 1993’ten bugüne hangi aşamalardan geçildi? Bu noktaya nasıl gelindi? Bize anlatabilir misiniz?
Tire Organize Sanayi Bölgesi, metropole hemen hemen en uzak sanayi bölgelerinden bir tanesi. Kendi kaynaklarıyla gelişen bir bölgeyiz. TOSBİ’nin hikâyesi de klasik bir kuruluş hikayesi değil. 1993 yılında o zaman Sanayi Bakanı Kenan Tanrıkulu, OSB’ler Yasası’nı çıkardı. Kamu kaynağı kullanmadan kurulan bir organize sanayi bölgesi olduk. 4 milyon 63 bin metrekare büyüklüğünde, 2 milyon 700 bin metrekare sanayi bölgesine, hizmet destek alanlarını düşünce 2 milyon 100 bin metrekare toplam sanayi parseline sahibiz. Kuruluşunda EBSO; o zamanki adı İl Özel İdare olan İzmir Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı ve Tire Belediyesi var. Planlı sanayileşme olan bir bölgeyiz. Sadece bir sanayi bölgesi değiliz, bölgesel kalkınmaya hizmet ediyoruz. Bölgemizde 21 sektörü barındırıyoruz. Çok sektörlü bir bölgeyiz ama bölgenin içinde kümeler var. Bölgemizde 12 tane süt işleyen tesisimiz var. Bunların içinde AK Gıda’nın sahibi olan Grup Lactalis de var, daha küçük işletmeler de var. Plastik sanayisi, makine sanayisi de çok güçlü kümelerden. Alman Krone firması bölgemizde üretim yapıyor. Burası uluslararası şirketler açısından tercih edilen bir bölge. İzmir’deki organize sanayi bölgeleri içinde en fazla yabancı ülke bayrağı taşıyan bölge biziz. 12 yabancı bayrak taşıyoruz. Ruslar, Almanlar, Belçikalılar, Koreliler, Meksikalı yatırımcılar var.
27336565.webp)
Biraz önce bölgesel kalkınma modeli dediniz. Biraz açabilir misiniz bu konuyu?
Almanya’yı düşünün. Sanayinin ülke çapında yayıldığını bu ülkede görebilirsiniz. Ama Türkiye’de obez büyüme var. Sanayi Marmara ve İstanbul merkezli büyüyor. OSB’ler ise yerelde kalkınmayı destekliyor. Tire göç vermeyen bir ilçe. İzmir’in bir çok ilçesi İzmir’e veya yakın bölgelere göç verirken, Tire yakın ilçeler ve İzmir merkez dahil olmak üzere başka bölgelerden göç alıyor. Bu Tire OSB sayesindedir. 101 parselimizde üretim var. 9 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. Tire’nin gençlerine iş ve ekmek kapısı olduk. Küçük Menderes bölgesine özgü bir kalkınma modeli, bu bölgeyi hakikaten canlandırdı.
66425425.webp)
KÜRESEL VE YEREL ÜRÜNLER BİR ARADA
Tarıma dayalı ekonomi de yerel kalkınma modelini destekliyor değil mi?
Evet. Biraz önce süt sanayinden bahsettim. Sütte atık sular içinde farklı ürünleri barındırıyor. Dolayısıyla onlar özel arıtma istiyorlar. Biz onlara yer tahsis ettik. Arıtmayı kendileri kurdular. Her birinin atık su arıtma tesisi kurma gücü olmadığı için biz bir anlamda buradaki kümelenmeye öncülük yaptık. Bir de yerelin ürünü bunlar. Örneğin Türkiye’nin en büyük süt üretici kooperatifi olan Tire Süt Kooperatifi’nin bölgemiz içinde işleme tesisleri var.
Sanırız yerel ürünler ve evrensel üretim bölgenizi diğer sanayi bölgelerinden farklılaştırıyor.
Haklısınız. Bizim bölgeyi sadece organize sanayi bölgesi olarak düşünmemek lazım. Bölgeyi kurarken sanayi ile tarımı karşı karşıya getiren ya da çatıştıran değil birbirini tamamlayan bir model üzerinden hareket ettik. Örneğin arazi seçimimiz bile bunun bir örneği oldu. Bizim burası majör, tarıma elverişli olmayan bir araziydi. Tire ilçesi de üretim geleneği güçlü ve tarımsal altyapısı kuvvetli olduğu için bizim farklılığımızı sağlayan önemli bir etken oldu

Yeşil OSB logosu da bölgenizin girişlerinde yer alıyor. Bu süreci anlatabilir misiniz?
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın verdiği Yeşil OSB sertifikasını alan Türkiye’deki 16. sanayi bölgesiyiz. Sertifikayı almadan da karbon ayak izimizi uzun zamandır hesap ettiriyorduk. Bölgemizin girişlerinde karbon ayak izi logolarımız var. 10 sene önce başladığımız bir yolculuk bu. OSB’miz son derece planlı. Elbette tüm OSB’ler planlı ama biz planlı ve disiplinli bir bölgeyiz. Gelen misafirlerimiz bizi hakikaten çok iyi buluyorlar. Neredeyse bir orman büyüklüğü kadar yeşil alanımız, koruluklarımız var. Bu anlamda Yeşil OSB yaklaşımı zaten bizim zaten bu sertifikayı almadan önce de dikkat ettiğimiz bir konuydu. Böyle bir sertifika gündeme gelince bunu belgelendirelim diye düşündük. Tabi yeşil olmak sadece ormanla olmuyor. Su yönetimi çok önemli.
740310133.webp)
SU İÇİN DÖNGÜSEL EKONOMİ
Su yönetimi için neler yaptınız, neler yapmayı planlıyorsunuz?
Küçük Menderes havzası su fakiri bir bölge. Bölgemiz yeraltı sularıyla besleniyor. Zeytinova’da ve yakınlarımızda küçük ölçekli barajlar var ama Tire’nin suyu tamamen yeraltı kaynaklarından temin ediliyor. Bu yıl yağış çok oldu, inşallah su sıkıntısı çekmeyeceğiz. Ama dünya su kaynaklarının akıllı yönetimine gidiyor. Suyun hem temini hem tüketimi hem geri kazanımı konusunda hayata geçirdiğimiz projeler var. OSB ve yakın civardaki kuyularımızla sanayicinin ihtiyacını karşılıyoruz. İlk yaptığımız TARSU Projesi oldu. Yakınımızdaki Karateke Köyü’nün tarımsal sulama kooperatifi de sulamada yeraltı suyunu kullanıyor. İlk projemizle bu köydeki temiz suyu bizim bölgemize aldık. Sanayicinin ihtiyacına sunduk. Sanayiciden aldığımız atık suyu işleyerek tarımsal sulamada kullanılacak hale getirip tekrar köye verdik. İzmir Kalkınma Ajansı desteğiyle yapılan projeler bunlar. Onlara da tarımsal sulamada damla sulama yöntemine geçişle ilgili bir projenin yazılımında destek olduk. Şimdi bu su Küçük Menderes Nehri ile denize dökülmüyor, tarımda kullanılıyor. Dolayısıyla burada su yönetimi konusunda döngüsel bir ekonomiyi çalıştırıyoruz.

Tire için su çok önemli anlaşılan. Bu konuda başka projeleriniz var mı?
Şimdi yeni projemiz var. Dünya Bankası destekli İleri Atık Su Arıtma Tesisi kuracağız. Cumhurbaşkanlığı’nın 2026 yatırım programında bu proje için 426 milyon TL bütçe ayrıldı. Nisan ayı sonunda ihalesi yapılacaktı. Yoğun bir talep varmış. Mayıs ayının ilk haftasında ihalesi çıkacak. Dosyamız, her şeyimiz hazır. 7 bin metreküp kapasiteli bir tesis olacak. Bu miktarda atık suyu alacak, İnsani Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliğine uygun olarak o kriterleri sağlayacak bir suya, yani içecek suyu niteliğine dönüştüreceğiz. Yani bizzat musluklarımızdan akan su niteliğine kavuşacak. Ve biz bunu yeniden sanayiciye geri vereceğiz. Suyun petrol kadar önemli hale geldiğini görüyoruz. Başka bir su kaynağımız da olmadığı için döngüsel su yönetimi konusunda bu şekilde bir adım attık. Tesisimiz 2027 ortası gibi hayata geçecek.
52571711.webp)
ENERJİNİN ÜÇTE BİRİNDEN FAZLASI GES’TEN SAĞLANIYOR
Yenilenebilir enerji konusundaki çalışmalarınız hakkında da bilgi verebilir misiniz?
2013 yılında bölgemiz içinde 500 kilowattlık bir enerji santrali kurduk. Bu enerji bizim idare bina, arıtma tesisi, OSB işletmelerinin ihtiyacını karşılıyor. Onunla birlikte 20-22 sanayicimiz fabrikalarının çatısına Güneş Enerjisi Santrali kurdular. Biz de onları özendirdik. Bölgenin enerji ihtiyacının yüzde 37’si GES santrallerinden karşılanıyor. Tabi atık yönetimi de çok önemli. Avrupalı bugün atığa da bakıyor. Bölgemiz bir taraftan kendi enerjisini üretirken, atığı da çok olmayan bir bölgeyiz. Atıktan üretilen yakıtlarla ilgili çalışmamız var. Yakında o da proje olarak ete kemiğe bürünecek.
Dijital dönüşümle ilgili çalışmalarınız ne durumda?
Tüm sanayicilerin öncelikli konusu ikiz dönüşüm olmak zorunda. Benim kendi firmam yurtdışına ihracat yapıyor. Bir de yalıtım malzemesi üretiyoruz. Tamamen çevreci bir firmayız. Ama denetime geldiklerinde ne kadar tükettiğimize de bakıyorlar. Tamam üretiyorsun, çevreci bir malzeme ama suyu, enerjiyi ne kadar tüketiyorsunuz? Hem yeşil dönüşüm hem dijital dönüşüm rekabeti sürdürmek için şart. Bizim rakiplerimiz artık yan komşumuz değil. Örneğin tekstilde Fas, Tunus, Mısır rakiplerimiz oldu.
552410123.webp)
TOSBİ’nin ihracat rakamı nedir? Bölgenizi daha fazla ihracatçı yapmak için neler düşünüyorsunuz?
Avrupa ülkelerinin birçoğunda süt ürünleri konusunda ciddi bir üretim olduğu için süt sanayisinin ihracat yeteneği biraz daha az. Doğu’ya, Türk Cumhuriyetleri’ne ürün gönderiyorlar. Biz KOBİ ağırlıklı bir bölgeyiz. Bir önceki yıl 350 milyon dolar olan ihracatın geçen yıl 500 milyon dolar civarına yükseldiğini tahmin ediyoruz. İhracatı ve ihracatçıyı geliştirecek çalışmalar yapıyoruz. Önümüzdeki günlerde TOBB’un Şikago’daki Ticaret Merkezi’nden bir heyet bölgemize gelerek ABD’ye ihracatla ilgili bir toplantı yapacak. Şikago’nun ticaret hacmi neredeyse Türkiye’nin ticaret hacminin 10 katı. Uzak pazarlara da yönelmemiz gerekiyor. Bunun için dijital dönüşüm de yeşil dönüşüm de olmazsa olmaz konular arasında. Yoksa ihracatçı üretim yapamayacak, karbon vergisi ödemek zorunda kalacak. Dünya şuna gidiyor; ne kadar kaynak kullanıyorsunuz, ne kadar salınım yapıyorsunuz? Bu şartları sağlayamayan rekabetçilik yarışında geride kalacak.
SANAYİCİYE İNSAN KAYNAĞI HİZMETİ
Biraz önce uluslararası sermayenin bölgenize ilgisinden bahsettiniz. Bu ilginin kaynağı nedir acaba? Neden burayı cazip buluyorlar?
Uluslararası yatırımcıların baktığı şeylerin başında yetişmiş
insan kaynağının mevcudiyeti geliyor. Bizim yıllardır yaptığımız çalışmalar neticesinde
bölgemizde eğitimli bir insan kaynağı var. Örneğin Krone geldiğinde ihtiyacı
olan mesleklerden bize talepte bulundular. Biz de işgücünü yetiştirip, onlara
sunduk. Almanya’daki fabrikalara gidip eğitim aldılar. Daha sonra bölgemizde
bir meslek yüksekokulu kurduk. Bu okulumuz 2024’ten itibaren eğitim veriyor.
Bölgenin içinde eğitim kurumunun olması çok büyük avantaj. Ege Üniversitesi
Tire Kutsan Meslek Yüksekokulu aynı zamanda pilot okul. YÖK’ün eğitim modeliyle
ilgili 3+1 uygulaması var. Öğrenci 4 dönemlik okulda bir dönemini tamamen
sanayi tesislerinde stajyer olarak geçiriyor.
750621042.webp)
Bölgede bir teknik meslek lisesi kurulmasını da talep ediyor musunuz?
Tire’de iş birliği içinde olduğumuz Ahi Evran Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi var. Bu okulumuzda bölgenin insan kaynağı konusundaki ihtiyacına yönelik olarak bölümler açtırıyoruz. Plastik teknoloji ve endüstriyel otomasyon bölümleri yeni açıldı. Bu yeni bölümlerde 80 öğrencimiz eğitim görüyor. Biz bölgemizde okul açmak istiyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’na öneriler götürdük. İl ve ilçe Milli Eğitim Müdürlükleri ile konuşmaya ve planlamaya başladık.
SANAYİ ENSTİTÜSÜ TİRE’DE HAYATA GEÇMELİ
Siz sık sık Köy Enstitülerinden yola çıkarak “Sanayi Enstitüsü” kavramını dile getiriyorsunuz. Bu modeli anlatabilir misiniz? Teknik mesleki eğitimde bu model ne sağlayacak?
Bugün meslek lisesinden mezun olanların sadece yüzde 7,5’u eğitim aldığı alanda çalışıyor. Meslek liselerinden mezun olanlar yüksekokullara, oradan da üniversiteye geçiş yapıyor. Sanayinin ihtiyaç duyduğu elemanı temin etmek noktasında sıkıntı yaşıyoruz. Geçen gün YÖK Başkanımız İzmir’e geldiğinde kendilerine Sanayi Enstitüsü kavramını ve modelini anlattım. Köy Enstitüleri 1940 yılında kuruldu. 17 Nisan tarihinde bu enstitüleri kurulalı 86 yıl olmuş. Köy Enstitüleri’nde şu temel mantık vardı; Duyarsam unuturum, görürsem anımsarım, yaparsam öğrenirim. İşin içinde bir eğitim modeliydi. Günümüzdeki okullar ise daha çok teorik eğitimin verildiği, en fazla biraz pratiğin görüldüğü yerler. Enstitü isim farkı değil, kavramsal ve işlevsel farkı var. Köy Enstitüleri modelini bu çağda Sanayi Enstitüleri’ne dönüştüren modellerin geliştirilmesi lazım. Biz buradaki okulumuzu o zaman sanayicinin 45 milyon TL’lik bütçesiyle kurduk. Okulu büyütmeye hazırız. Ancak önerdiğimiz modelde çocuklar burada yaşamalı. Yurt ihtiyacını da karşılamalıyız. Hem teori hem pratik eğitimi alarak okulu bitirdiğinde becerisi gelişmiş bir öğrenciye dönüşmelidir. Bu projenin takipçisi olacağız. İnşallah hayata geçireceğiz.
Bölgeniz lojistik avantajları neler? Bu konuda da bilgi verebilir misiniz?
Türkiye’de içerisinden demiryolu geçen ender OSB’lerden biriyiz. Yükleme rampasını da yaptık. Yanında pak alanını da hazırladık. Demiryolu taşımacılığına her bakımdan hazırız. Buradan yüklerin Alsancak Limanı’na gitmesi için her şey hazır. Ama demiryolu taşımacılığı ile ilgili mevzuat konuları tam olarak çözülemedi. Demiryolu ile yük taşımacılığı konusunda mevzuatın güncellenmesi gerekiyor.
013325010.webp)
KRİZLER
GEÇİCİ, BÜYÜME KALICIDIR
Şu an bölgenizde boş sanayi parseli var mı?
Şu an bölgemizde bir metrekare dahi boş sanayi parseli yok maalesef. Bizim bölgemiz A ve B bölgesi olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. B bölgesinde 630 bin metrekareye yakın bir arazi var. Fakat 550 bin metrekareye yakını vakıflara ait. Tire tarihi bir şehir. Osmanlı’nın ilk darphanesi burada. El yazma kitap konusunda Türkiye’nin en büyük kütüphanesi Necip Paşa Kütüphanesi de Tire’de. Osmanlı’da şehzadeler yakınımızdaki Birgi’de eğitim alıyorlar. Dolayısıyla Tire’nin köklü tarihi nedeniyle bölgede çok sayıda vakıf var. Bizim bölgenin içinde dağınık vaziyette vakıf arazileri vardı. Bunları biz daha sonra birleştirip B bölgesine aldık. B bölgesinde ciddi miktarda arazimiz var. Orası bölgemizin genişleme alanı olacak. Hemen arkasında devlete ait meralar var. Oralar da genişleme alanı içinde yer alacak.
Dünyada jeopolitik krizler, savaşlar yaşanıyor. Bu ortamda bölgenize yeni yatırımcı gelir mi?
Krizler gelip geçicidir. Dünya tarihine baktığımız zaman onlarca kriz yaşandı. Dört bir tarafımızda savaş var. Petrol krizi, şu krizi bu krizi. Bunlar bitecek. Bitmek durumunda. Savaştan önce bölgemize talep vardı. Şimdi yok. Yatırımını sürdüremeyen yatırımcımız da oluyor. Çince kriz kelimesi içinde hem tehlikeyi hem fırsatı barındırıyor. Dünya pandemi krizini yaşadı. Pandemi bizim ülkemiz için fırsat oldu. Avrupa’ya yakın olmanın lojistik avantajı ile fabrikalarımız kapanmadı. Örneğin benim fabrikam 24 saat çalıştı. Ülkemizin jeopolitik konumu, insan kaynağı, her ne kadar yaş ortalaması artıyor olsa da genç nüfusu, Avrupa’ya yakınlığı, ağır aksak da olsa bir demokrasi kültürüne sahip olmamız çok önemli. İzmir’i ele aldığımızda Barselona’ya, Paris’e gidin, buradaki yaşam neyse orada da aynı. Yabancı burada kendini rahat hissediyor. Biz yatırımcı çekmeye devam edeceğiz. Ama bunun için atılması gereken adımlar var. Bizler üzerimize düşeni yapıyoruz.

KOBİ BORSASI KURULMALI
Devletten talebiniz neler? Hangi adımlar atılırsa yatırım ortamı canlanır?
Biz kaynak üreten ama öz kaynakları zayıf bir ülkeyiz. Şurada sanayicilik geçmişimiz 40-50 yıl. Cumhuriyet’in ilk döneminde yapılanları bir kenara koyarsak, sanayimiz çok genç. Biz kaynaklara ve finansa kolaylıkla erişiyor olmalıyız. Benim firmam borsaya açık. Halka arzdan sağladığımız gelirlerle yatırımlarımızı tamamladık. Normal şekilde seyrediyor olsaydık o yatırım için 10 yıl beklememiz gerekiyordu. Yatırımcının ihtiyacı olan kaynakları yaratan modellere geçmek lazım. Borsada bir KOBİ’nin kotasyon koşullarını yerine getirmesi imkansız. Borsa İstanbul’un KOBİ Borsası kurması lazım. Girişim sermayesinin şirketlere girişini kolaylaştıracak yollar bulmamız gerekiyor. Bugün İtalya, Güney Kore böyle gelişti. EBSO’nun bir mottosu var. “Üretim yoksa kalkınmak hayal” deriz biz. Başkanımız da bunu çok sık kullanır. Devletimizin üretim yapanları rekabetçi kılması lazım. Bakın sanayici görevini yapıyor, inanın yapıyor. Devletin de yatırım iklimini mutlaka yeniden kurması lazım. Ülkemiz 2004-2011 yıllarında her sene 60-70 milyar dolar yatırım çeken bir ülkeydi. Ne oldu da bu duruma geldik? Dünyada dolaşan ciddi miktarda bir sermaye var. Bu paralar yok olmadı. Bizim yatırım iklimini yeniden yeşertmemiz şart.

Son dönemde çok sık dile getirilen ‘sanayisizleşme’ tehlikesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye işçilikte pahalı bir ülke haline geldi. Daha önce işçilik 250 dolarken, 800 dolara ulaşan bir işçilik maliyeti var. Bizim, çalışanlara fazla para veriyoruz diye bir düşüncemiz yok. Aynı çalışan 400 dolar alırken ev de araba da alabiliyordu. Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığından bahsediyorum. Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyorum. “Her şeyi elden çıkarttım, Macaristan’a gidip yerleşeceğim” dedi. Düşünün gençlerimiz maalesef umutsuz duruma düştükleri için ülkemizden gidiyorlar. Akıl teri sahibi gençler gidiyor, beyinlerimiz gidiyor. Şimdi sanayicilerde başladı bu akım. Sanayicilerimiz de yurtdışına gitmeye başladı. Devlet olarak sanayicinin önünü açmalısınız. Aksi takdirde rekabetçiliğini kaybeden sanayici rekabet edemez hale geliyor. Fabrikalar kapanıyor. 200 kişilik bir sanayi tesisinin kapandığını düşünün. Dolaylı olarak 5 bin kişi işsiz kalıyor. Yüksek enflasyon, yüksek girdiler, yüksek vergiler, lojistik maliyetlerden dolayı firmalar batıyor. Bu anlamda sanayisizleşme riski var.
KADINLAR SANAYİYE ZARAFET VE DİSİPLİN KATIYOR
Bölgenizde kadın çalışan ve kadın yönetici/patron oranı nedir?
Bizim bölgemizde süt sanayi ağırlıkta olduğu için kadın çalışan potansiyelimiz yüksek. Dokuz bin çalışanımızın yüzde 38’i kadın. TOSBİ, kadın emeğine saygı duyan ve değer veren, onların emeğinin hayatı daha da güzelleştirdiğine inanan bir yaklaşıma sahip. Yönetimde de müteşebbis heyette de kadınlar var. Onları destekliyoruz. Yanlarında duruyoruz. Kadınların hayata bakışlarındaki zarafet işe de yansıyor. Kadınların iş disiplini çok önemli. Ben de çok sayıda kadın arkadaşla beraber çalışıyorum. Bulundukları yerde saygıyı ve sevgiyi kurum kültürü haline dönüştürmeyi başarıyorlar.
YORUMLAR
0Yorum Yap